Home

İnsan mantığını ve Tanrı

Leave a comment

Mantık dediğimiz özünde bir kıyaslama çabasıdır.
İnsan , kendi dışını tanıma ,öğrenme merakıyla  doğar.Doğal seçilim yoluyla evrimsel gelişim sürecinde  insan canlısınınkazandığı  bir özelliktir.Bu duygu olmasa insanda mantık diye bir şey olmazdı.Mesela otistiklerde öyle kişiler vardır ki hayatı boyunca çevresiyle ilgilenmez ve  hiç iletişime geçmez. Mantık kullanarak yaşamazlar.

Her normal insan , merakını giderme çabaları sonucunda şeyleri kıyaslayarak ,belirli kalıplara göre doğru olanı seçmeyi  öğrenir. Mantık dediğimiz şey özünde budur.Mantık  beyinin  doğru düşünce üretme yeteneğidir.

Peki neye göre  doğru?? Önemli nokta burası , beynimiz insan ihtiyaçlarına göre doğru düşünceler ara ve üretir. Çevreyi tanımak öğrenmek isteriz çünkü hayatta kalmak için buna ihtiyacımız vardır.İşte mantık dediğimiz şeyi var eden budur.
Biz şimdi bu yeteneği  alıyoruz .Evrenin kökeni  hakkındaki sorularımızı onunla çözmeye çalışıyoruz. Ve insan beyni bu soruların  cevabını vermek için evrilmediği içinde çözemediğimiz yerde tıkanıyoruz..
Sonuç olarak ‘tanrı düşüncesi’ insan mantığının cevap veremediği sorular karşısında sığındığı bir liman oluyor.Bizi bu limanda gemiden indirip başımızın çaresine bakmamızı söylüyor.

İnsan mantığı çaresizliğini itiraf etmek yerine tanrı icad etmeyi yeğlemiştir.
‘’bu evreni yapan biri olmalı’’… neden? Çünkü benim gördüğüm herşeyin bir yapıcısı var.Hiç bir şey boş değil. Benim gördüğüm herşeyin bir amacı var….vs vs
İnsan olarak evren  hakkında çok şey biliyoruz ama bildiğimiz şeyin ‘neden ’ olduğu konusunda ,evrene  bir toprak solucanında daha yakın değiliz.
Solucanda sahip olduğu sinir sistemiyle, kuru ve sıcak olan tarafa değil, ıslak ve serin tarafa gitmeyi biliyor. Solucan mantığı bunu gerektiriyor.
Solucana göre tanrı ,ıslak ve serindir.

Evren neden var?

Leave a comment

Bilimadamı değilim ama hayal kurmak için felsefe yapmak için bilimadamı olmaya gerekte yok. Ve ”evren neden var” sorusuna cevap vermek zorunda kalsaydım.Yanıtın şöyle olurdu.

Başlangıcın ve sonun olmadığı bir boyutta ”mutlak yokluğun imkansızlığı” ile ”mutlak varlığın inkansızlığını” ifade eden iki enerji/ iki parçacık /iki düşünce/iki bilgi vs…iki zıt şey sonsuzdan beri gelen ve sonsuza kadar uzayacak olan bir keşmekeşin içinde deviniyorlardı. bunlar çekim etkileri olan parçacıklardı .

Bu devinim sırasında yokluğun imkansızlığı parçacıkları bir yere öbeklense, varlığın imkansızlığı parçacıkları onları kendine çekip yok edip duruyordu.

Tam bir karmaşanın ,çalkantının,kaosun sonsuz boyutta sürüp gittiği bir ortam..

İşte böyle bir ortamda çok büyük miktarlarda bir araya yığılan ,öbekleşen yokluğun imkansızlığı parçacıkları çok büyük boyutta bir çekim etkisi oluşturdular..Merkez bölgede bu yapı çökmeye başladı. Çöken bölgede sıkışan enerji big bang olup patladı ve günümzde maddeye dönüşen enerji bu şekilde ortaya çıktı.

Aslında evren gördüğümüz madde ve enerjinin arkasında ,onun atası diyebileceğimiz ”yokluğun imkansızlığı” parçacıkları/bilgisi/enerjisi vardır.

Mars’a seyahat

Leave a comment

1969 yılında Ay’a yolculuk başarıldığından beri insanoğlunun hayalini süsleyen  ikinci bir hedef daha var. Mars’a yolculuk..

2010 yılındayız fakat Mars’a yolculuk halen gerçekleştirilip ,gerçekleştirilemeyeceği şüpheli bir hayal olmaya devam ediyor…

Ama bilim insanları bu süre boyunca boş durmadılar. Mars’a bugüne kadar iki robot araç göndermeyi başardılar. İnsanlık gönderdiği araçlar sayesinde Mars’a dokunmayı ve üzerinde gezinmeyi başardı. Marsın çevresinde dolanan uydularla yüzeyinin özelliklerini keşfetti.

Mars hakkında bir çok bilgiler öğrendik. Bir zamanlar Mars’ta da dünyadaki gibi sıvı su döngüsünün var olduğu biliniyor. Ancak dünyadaki gibi canlılığın ilk temsilcileri olan ilkel hayat formları gelişip gelişmediği halen kesinlik kazanmadı.

Canlılığın oluşması için okyanuslar çok önemli, Mars’ta şimdiye kadar okyanusların olduğu kanıtlanmamıştı. Ancak en son yapılan bir çalışma bir zamanlar Mars ‘tada okyanusların olduğunu bir takım verilere dayanarak ortaya koyuyor..

”…
Colorado Üniversitesi’nden (Boulder, ABD) yerbilimciler, Gaetano Di Achille ve Brian Hynek’in büyük Mars okyanusu için sunduğu yeni kanıt, gezegen yüzeyinde belirledikleri 52 “nehir deltası” üzerine kurulu. Araştırmacılar ayrıca Mars görüntülerinde bu deltalarla ilişkili 40 bin kadar irili ufaklı akarsu yatağı belirlemişler.

İki yerbilimciye göre bu deltalardan 29’u, aynı ya da benzer irtifada sonlanıyor (aralarında yalnızca 117 metre fark var) ve sona erdikleri yerler okyanusun kıyısını oluşturuyor ya da okyanus tabanındaki su tablasında ya da birkaç büyük göl kıyısında son buluyor…

Araştırmaları yöneten Gaetano Di Achille ve Brian Hynek adlı yerbilimcilere göre kuzey yarıküredeki düzlükleri kapsayan okyanus 124 milyon kilometreküp sudan oluşuyordu. Bu miktar, Dünyamızdaki tüm okyanusların toptan hacminin onda biri anlamına geliyor….
http://www.ntvmsnbc.com/id/25106221#

Mars’ta  bir zamanlar canlılığın oluşup oluşmadığını şimdilik kesin bilinmiyor.

Oluşmadıysa bile belki de bir gün Mars’a canlılığı dünyadan götürecek olan yine insanoğlu olacak..

İnsanlık Mars’a ayak basmayı başarabilecek mi?

İnsanlık bugüne kadar uzaya yaptığı yolculuklarda dünya ile göz temasını hiç yitirmedi.

Ay’a yapılan yolculukta bile ekipteki insanlar hayatlarının temel dayanağı  Dünya’nın panaromik görüntüsünü kaybetmediler.

Dünya hayatımızın bağlı olduğu biricik yaşam alanımız..Şimdilik onsuz hiçbir yerde kalıcı olarak yaşamamız imkansız.

Mars’ a  yolculuk eğer gerçekleşirse ekipteki insanlar Dünya’yı  ,bizlerin oturduğumuz yerden  göğe baktığımız da küçücük yıldızları gördüğümüz gibi ,zayıf bir yıldız ışığı olarak görebilecekler.

Bir anlamda dünyadan kopacaklar.

Ekiptekiler Dünya’ ya bir mesaj ulaştırmak istediklerinde,

Mesela ‘’Houston biz iyiyiz ‘’ dediklerinde  ,yolladıkları mesaj ancak dakikalar sonra Dünya’ya ulaşacak,

Ne kadar büyük  bir yalnızlık ve kopuş ..

Belki de artık insanlık için dünyalılık değil de uzaylılığın başlayacağı nokta Mars’a yolculuk olacaktır.

Eğer uygun olsaydınız ve  % 50 başarılı olma riski olan böyle bir görev yolculuğu,

size teklif edilse, riskleri göze alıp kabul eder misiniz?

Dine saygılı ateizm olur mu?

Leave a comment

Kuranla haşır neşir olmuş herkes iblisin hikayesini ,adem,iblis ve tanrı arasında geçen sahneyi bilir.İblis ademe secde etmeyi reddettiği için lanetlenir huzurda kovulur. Aslında İblis bu sahnede tanrının varlığına ve tanrının dosdoğru yoluna itiraz etmez .İnsanın o yola layık bir varlık olmadığını düşünür ve itirazı insanadır. İnsanın zaaf içinde bir varlık olduğu halde üstün kılınmasınadır. İnanırların zihninde bu sahne bir kalıp oluşturur.

Tanrının ve dinlerin eleştirildiği tartışmalarda ateistlerden bu sahnedeki iblis gibi davranmaları beklenir. Kutsal olmayan bir şey yapacaksanız bile tanrının huzurunda el pençe divan durmuş iblis gibi, tanrıya ,dine saygılı biçimde,inanırları incitmeden yapabilirsiniz.

Çünkü iblis bile tanrıya ve tanrının dosdoğru yoluna saygıda kusur etmez.Kaldı ki (inanırlara göre ) iblisi rehber edinmiş ateist kişi böyle bir hakka sahip olsun..

Oysa ateist tanrının varlığına da ,dinin övdüğü yolun dosdoğru yol olduğunu da itiraz eder.İnsan itiraz ettiği bir şeye nasıl saygı gösterebilir.

Eğer gösteriliyorsa bu ancak korkaklık ve ikiyüzlülük yaparak başarılabilir. Bunu yapan kişi inanırlar karşısında kendisiyle birlikte ,ateizmi de küçük düşürmüş, iblis konumuna düşmeyi kabul etmişlerdir. Ateizme ihanetin büyüğü budur.

İnanırlar kendi şahıslarına saygı duyulmasına beklemekte haklı olabilirler ama inançlarına saygı duyulmasını bekleme hakları yoktur.

Tanrı varmıdır?

Leave a comment

Mesela bir yanardağın bir gün patladığını ve daha evvel düzgün olan konisinin yarısını uçurduğunu düşünün.Ertesi yıllarda yağan karın koninin artık bozulmuş yamacında değişik biçimde yığıldığını onların erimesiyle oluşan derenin farklı yönde aktığını, akış yönünde küçük bir çağlayan yaptığını varsayalım.

Yanadağ patlamasaydı .Su o yöne akmayacak ve çağlayandan dökülmeyeecek olsun.

Zaman geçtikçe çağlayandan dökülen suyun altındaki kayayı düzgün bir silindir biçimde oyduğunu varsayalım.

Şimdi bu düzgün silindir şekil onu yapmak isteyen bir mantığın eseri midir?

Yoksa bizim insan mantığımız mı onda düzgünlük görmektedir.?

Benim cevabım evrende bir aklın bilincin,mantığın olmadığıdır.

Mantık insanda var olan vucud bulan birşeydir.

Tanrı düşüncesi içinde aynısı geçerlidir?

Tanrı bizim kurduğumuz bir hayaldir. Öyle olmamasının imkanı yoktur.

Varoluşa bir açıklama getirememek onu yaratmış bir tanrı kabul etmeyi gerektirmiyor.