Home

Lübnan

Leave a comment

Lübnan denilince aklımıza ilk önce klişe bazı cümleler gelir. Barış ve huzur dönemlerinde sahip olduğu  refahı vurgulayan  ‘’Ortadoğu’nun İsviçre’si’’ ,  ‘’doğunun Paris’i  Beyrut’’ gibi…veya savaş ve yıkım dönemlerindeki kötü günleri vurgulayan ‘’terör bataklığı Lübnan’’ ,’’ uyuşturucu ve silah kaçakcılığının başkenti Beyrut’’  gibi… Belkide az sayıda kişiye ise Halil Cibran ,Amin maluf çağrıştırır.…Oysa klişelerin ötesinde bir şey aramaya çalıştığımızda tarih boyunca güney Asya’nın batıya  ,Avrupa’nın ise doğuya açıldığı kapı görevi yapmış bir ülke olduğunu görürüz..

Lübnan kelimesi sami dillerinde beyaz kelimesi için kullanılan LBN kökünden geliyor.Kelimeyle Lübnan dağlarının karla kaplı zirvelerine gönderme yapıldığı düşünülmekte..bölge resmi olarak ise ilk defa milattan önce 47 yılında Julius Ceasar tarafında ‘’lub’’ Na’an’’, ’beyaz ülke’ olarak ilan ediliyor. Benzer isimler Tevrat dahil çok daha eski dönemlere ait yazılı kaynaklarda geçiyor..

Tahmin edilebileceği gibi bölgedeki uygarlığın tarihi çok eskilere dayanıyor . Mesela Byblos ta 7000 yıl öncesine tarihlenen yerleşim kalıntıları var ve akdeniz bölgesinde kurdukları kolonileri ve onlar arasında sağladıkları deniz ticaretiyle bölgenin en eski ve zengin uygarlıklarından biri olan Fenike uygarlığı da yine bu toprakların eseridir… Fenike uygarlığı hakkında  aslında çok şey yazmak gerekir.Dünya uygarlığına çok katkıları olan geniş bir uygarlıktır. Lakin bizim bu özetteki amacımız Lübnan hakkında uzaktan kısa ve özet bir bakış yapmak olduğu için, derin sulara girip oralarda debelenmek bizi hem aşar hem de amacımızdan saptırır…Lübnan’ı neden merak edip kişisel gündemime aldığımı ise daha sonra ülke yönetimiyle ilgili konulara değindiğimde anlayacaksınız..

Fenikeliler sonrasında ülke , bölgesel askeri süper güçlerin yükselişine paralel olarak,sırasıyla hepsi tarafında işgal ediliyor. Tarihine bakınca  Mısır,Pers,Asuri,Roma imp.,Doğu Roma imp,Arap,Haçlı,Osmanlı ve en sonunda Fransız işgallerini ve  onların denetiminde geçirilen dönemleri görüyoruz..

Bu durum Lübnan’ı kendine has özellikleriyle bir bakıma eşsiz kılmıştır. Etnik ,dini ve mezhepsel  olarak çok sayıda farklı topluluğun birlikte ve  birbirine çok yakın yaşadığı ama farklılıklarında sıkı şekilde korunarak yaşandığı  bir yer  haline getirmiştir..Ama  faturası ağır olmuştur. Lübnan sonsuza kadar bir takım sıkıcı iç sorunları  yaşamaya mahkum olan bir ülkedir diyebiliriz.

Burada Lübnan tarihinde yaşanmış savaşlara, acılara değinmek istemiyorum. Zira hem çok sayıda savaş ,hem de çok sayıda facia vardır.

Lübnan yaklaşık 10 bin kilometrekarelik küçük bir alana sahip ,coğrafi olarak basit şekilde tarif etmek gerekirse Akdeniz kenarındaki düzlükler bitince  kıyıya paralel Lübnan sıradağları,onların arkası bekaa vadisi ,vadinin karşı yakası yine paralel şekilde uzanan anti Lübnan dağları …anti Lübnan dağlarının doğu yamaçları ise Suriye’ye dahil…yani  coğrafi olarak arap plakasından  ,doğal bir surla kısmen ayrılmış  olduğu söylenebilir.Bence  dini açıdan bu kadar  farklı grupların birbirlerini yok etmeden kalabilmesinde bu coğrafi yapının da etkisi var olmalı…Beka vadisi tarıma elverişli bir bölge ve Lübnan çevresiyle kıyaslayınca tarımsal üretimin kolay yapılabildiği bir ülke fakat halkın esas geçim kaynağını hizmet sektörü oluşturuyor..Malum bankacılık ve turizm Lübnan ekonomisinin belkemiğidir.Halkın eğitim seviyesi ise arap ülkeleriyle kıyaslandığında oldukça yüksek..

Lübnan bayrağındaki sedir ağacı ülkenin bir zamanlar dağlarını kaplayan geniş sedir ormanlarına kaynağını almaktadır..Sedir ağacının gemi yapımında kullanılan bir ağaç olması ve gemiciliğin tarihsel olarak ülke halkı için önemli olması sebebiyle ,sedir ağacı da Lübnan bayrağında hak ettiği yerini bana kalırsa bulmuş. Biz dahil ortadoğudaki diğer devletlerin bayraklarını düşününce bence oldukça sempatik bir bayrak çünkü hem anlamlı hemde dini göndermesi yok.

Ülkenin ilgimi çekmesine sebep olan özelliği ise ,demografik yapısına uygun olarak ülkedeki siyasi gücün ve yönetimin bölüşülmüş olması..geçmişi 1943 kadar uzanan ve yazıya geçirilmemiş bir milli mutabakata göre devlet başkanı maruni hristiyan ,başbakan sünni müslüman ,meclis başkanı şii müslüman ,başbakan yardımcısı ve meclis başkan yardımcısı yunan ortodoks kilisesine bağlı hristiyanlardan olmak zorundalar. Parlamento 128 üyeden oluşuyor ve sandalyeler  yine dini grupların toplumdaki oranlarına göre paylaştırılıyor..Bu sistemin benzeri ilkönce Osmanlı parlamentosunda uygulanmış arapça taifiyye ,ingilizce Confessionalism olarak adlandırılan kendine has ilginç bir rejim..Böylece hem parlementer demokrasi uygulanıyor hemde dini azınlıkların ülke yönetiminde etkisi sağlanıyor.
Fakat 1932 den beri halk arsında dini inançların sorulduğu bir nüfus sayımı yapılmamış olması toplumsal oranlarda değişme olduğu ve paylaşımda adaletsizlik oluştuğu şeklinde tartışmalara neden oluyor.

Lübnan anayasası resmi olarak 4 islam,12 hristiyan,1dürzi ve 1 Yahudilik olmak üzere 18 dini grubu veya mezhebi tanıyor..
İslam olanlar Sünni,Şii,İsmailiyye,ve Nusayrilik
Hristiyan olanlar,  Maruni,Yunan Ortodoks,Melkit Katolik,Ermeni Ortodoks,Suriye Katolik,Ermeni Katolik,Suriye Ortodoks,Roma Katolik,Kildani ,Asuri,Kipti ve Protestan kilisesine bağlı olanlar.

Çok hukuklu bir sistem geçerli ,evlilik ve miras gibi konular cemaatlerin kendi içindeki mahkemelerce görülebiliyor.

Bu haliyle Lübnan ortadoğuda bireysel özgürlükleri en ileri seviyede yaşatmaya çalışan ülkedir .

 

Advertisements

Başkalarını yargılamak

Leave a comment

İnsanları hissettikleri şeyler yüzünde sorguya çekmek ,onları eleştirmek,hakkını kimse kendinde görmemelidir. Kimse nasıl hissedeceğine kendi iradesiyle karar vermez. Doğamız bize öyle hissettir. Doğayı tartışmak ise mantıksızdır.